,

Minik GKV’liler doğayı mercek altına aldı

Gaziantep Kolej Vakfı Özel Anaokulu öğrencileri sonbaharın doğadaki yansımalarını inceledi. Doğayı mercek altına alan minik öğrenciler sonbaharla ilgili çeşitli etkinlikler de gerçekleştirdi.

Gaziantep Kolej Vakfı Özel Anaokulu öğrencileri, öğretmenlerinin rehberliğinde sonbaharın gelişiyle okul bahçesinde doğadaki değişimi gözlemledi. Okul Müdürü Gökçen Bulut, mevsimsel değişimlerin canlılar ve doğa üzerindeki etkilerinin anlatıldığı etkinlikte öğrencilere sonbahar hakkında bilgiler verildiğini de sözlerine ekledi.

GKV’li öğrenciler, mevsim özelliklerini fark ederek nelere ihtiyaç duyulduğunu, havaların serinlemesine ve yağışlara bağlı olarak doğadaki değişikliklerin nedenlerini yaşayarak doğada gözlem yapma şansı yakaladı.

Minik öğrenciler, gerçekleştirilen alan ziyaretinin ardından edindikleri bilgi ve deneyimlerini sınıflarında arkadaşlarıyla paylaşırken sonbahar konulu resim çalışmalarında da izlenimlerini resim yoluyla anlatmaya çalıştı.

Değişen mevsimlerle birlikte doğada meydana gelen değişimlerin öğrenciler tarafından mercek altına alındığını belirten GKV Özel Anaokulu Müdürü Gökçen Bulut, yaparak, yaşayarak öğrenme modelinin başarıyla uygulandığı kurumda bu tür etkinliklerin önümüzdeki süreçte de devam edeceğini ifade etti.

, ,

Okul öncesi eğitim neden önemli?

Eğitim Uzmanı Özcan Mercan, “Çocuğun erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler” dedi.

Mercan Koleji Yönetim kurulu Başkanı Özcan Mercan, okul öncesi eğitimle ilgili son araştırmaları yorumladı.

Eğitim Uzmanı Özcan Mercan, yaptığı açıklamada, “Bloom’un yaptığı araştırmalara göre 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişmelerin yüzde 50’si dört yaşına, yüzde 30’u dört yaşından sekiz yaşına kadar, yüzde 20’si ise sekiz yaşından on yedi yaşına kadar oluşmaktadır. Tüm bu veriler okul öncesi eğitimin etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Zihinsel gelişimin yüzde 50’si ilerleyen yıllarda yüzde 30 ve sonra yüzde 20’si yadsınamayacak kadar önemli bir değerdir ve zihinsel gelişim bireyin okul başarısıyla doğrudan alakalı olduğu için okul öncesi dönemin okul başarısı ile ilişkisi ve tabi bu dönemde verilecek eğitimin de önemi ve etkisi kolayca anlaşılmaktadır” ifadelerini kullandı.

Mercan Koleji Yönetim kurulu Başkanı Özcan Mercan,

Mercan Koleji Yönetim kurulu Başkanı Özcan Mercan, okul öncesi eğitimle ilgili son araştırmaları yorumladı.

TEMEL BECERİLERİ KAZANIR

Okul öncesi eğitimin çocuklara ilköğretime başlamadan önce okulun kendisinden beklentilerine yönelik deneyimleri kazanmasını sağladığına dikkat çeken Mercan, “ Yani okul öncesi eğitim alarak ilköğretime başlayan çocuk öncelikle sosyal bir ortama gireceği için sahip olması gereken, kurallara uyma, kendini tanıma ve tanıtma, duygu ve düşüncelerini uygun bir dille ifade etme, karşıdakini dinleme ve anlama, arkadaşlık kurma gibi sosyal becerileri kazanmış olarak gelir. Ayrıca okuma-yazmaya başlaması için gereken temel kas becerileri, kalem tutma, çizgiler çizme, boyama, kesme-yapıştırma, dinlediğini anlama gibi okuma-yazmaya hazırlık becerilerini kazandırmaya yönelik etkinlikler de okul öncesi eğitim kurumunda çocuğa sunulmuştur. Kısacası okul öncesi eğitimden geçerek ilköğretime başlayan çocuk duyuşsal, bilişsel ve psiko-motor alanlarda kendisinden beklenen temel becerileri kazanmış olarak gelir” şeklinde konuştu.

BEYİN OKUL ÖNCESİ DÖNEM BOYUNCA HIZLI GELİŞİR

Çocukların keşfetmek ve öğrenmek için doğal bir eğilimleri olduğuna parmak basan Mercan, “Öğrenme çok erken yaşlarda başlar ve hayat boyu devam eder. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren, daha okula başlamadan çok önce öğrenmek ve keşfetmek için büyük bir heves duyarlar. Aktif bir şekilde çevrelerini keşfederler, iletişim kurmayı öğrenirler ve çevrelerinde gördükleri şeylere dair fikirler oluşturmaya başlarlar.Okul öncesi dönem beyin gelişiminin ve sinaptik bağlantıların kurulma oranının en yoğun ve hızlı yaşandığı dönemdir. Beyin gelişimi çocuğun bilişsel, dil, sosyal-duygusal ve motor gelişimi için güçlü bir zemin oluşturur. Bu nedenle çocuklar özellikle okul öncesi dönem olarak adlandırdığımız yaşamın ilk altı yılında çok hızlı büyürler ve dil, bilişsel, sosyal-duygusal ve motor gelişim alanlarında şaşırtıcı bir hızla yetkinleşirler. Böylece çocuğun kendi potansiyelini gerçekleştirmesinin ve toplumun üretken bir bireyi olabilmesinin yolu açılmış olur. Beyin okul öncesi dönem boyunca hızlı geliştiği için bu dönem, beynin çevresel etkilere en açık olduğu dönemdir. Bu kapsamda çevre, çocuğun gelişimini ve öğrenme motivasyonunu derinden etkiler. Çocuğun ne kadar keşfedebileceği, neler öğrenebileceği ve hangi hızla öğrenebileceği çocuğun çevresinin ne kadar destekleyici olduğuyla ve çocuğa ne gibi olanaklar sunulduğuyla yakından ilişkilidir” dedi.

YENİ ÖĞRENME FIRSATLARI SUNULMALI

Mercan, daha sonra şunları belirtti: “Çocuğun sağlıklı bir beyin gelişimine sahip olabilmesi için okul öncesi dönem boyunca sağlıklı beslenmesi, zengin uyarıcı bir çevre içinde bulunması ve çocuğa yeni öğrenme fırsatlarının sunulması gerekmektedir. Çevre, uyaranlar bakımından ne kadar zengin olursa çocuk o kadar hızlı gelişir ve öğrenir. Ancak çocuğun ilk yıllarını uyaranların yetersiz olduğu, duygusal ve fiziksel desteğin yeterince sunulmadığı ve yeni öğrenme fırsatlarının yaratılmadığı bir çevrede geçirmesi çocuğun beyin gelişimini olumsuz etkiler. Bu durum ise çocuğun dil, bilişsel, sosyal-duygusal ve motor gelişim alanlarında gecikmeler görülmesine, ayrıca davranış problemleri sergilemesine yol açar. Erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler. Okul öncesi dönemde olumlu deneyimler yaşayan çocuk okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair olumlu tutumlar geliştirir. Çocuğun erken yaşta olumsuz deneyimler yaşaması ise onun tüm eğitim yaşamını etkileyecek problemler yaşamasına neden olabilir. Okul öncesi çağda olumsuz deneyimleri olan çocuğun öz-değerinin düşük olduğu, okulda ve okul sonrası yaşamda düşük başarı gösterdiği ve daha fazla davranış problemi sergilediği bilinmektedir. Çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi, gelişebilmesi ve öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirebilmesi için nitelikli bilişsel uyarıcıların, zengin dil etkileşimlerinin, olumlu sosyal-duygusal deneyimlerin çocuğa sunulduğu ve çocuğun bağımsızlığının desteklendiği bir çevrenin oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu ise ancak sağlıklı bir aile ortamı ve nitelikli bir okul öncesi eğitimi ile mümkündür.”

,

‘Ekran saati’ni fazla büyütmeyin!

Ebeveynlerin, çocukları ve tablet ekranı söz konusu olduğunda yaşadıkları endişeyi, “çok da büyütmemesi” gerektiği açıklandı.

İngiltere’de ilk kez yapılan bir rehberlik çalışmasına katılan pediatristler, “ekranlı” aktivitelerin tek başlarına zararlı olduğuna dair çok az delil olduğunu savundu.

Uzmanlar, cihaz kullanımının, sağlıklı bir bünye için gerekli olan, örneğin, uyku, egzersiz ve aile ile birliklte geçirilen zamanın yerine geçmemesi gerektiğini belirtiyor.

Bu alandaki ilk rehberlik çalışmasında, çocuklara bir “ekran zamanı” sınırı koymaktan kaçınılması da öneriliyor. Ve fakat uykudan önceki son bir saatte kullanımın sonlanması tavsiye ediliyor.

‘Bir şeyler keşfetmek için müthiş bir araç’

Kraliyet Üniversitesi Pediatri ve Çocuk Sağlığı Bölümü’nden (The Royal College of Paediatrics and Child Health) uzmanlar tarafından yapılan ve 18 yaşın altındaki genç ve çocukları kapsayan çalışmada, ekran başında geçirilen sürenin sağlık için zararlı olduğuna ilişkin somut bir delil bulunmadığı savunuldu.

Üniversite, yoğun ekran kullanımı ile obezite ve depresyon arasında bağlantı olsa da, bu bağlantının nedensel olup olmadığının açık olmadığını da açıkladı.

Pediatristler ekran limiti koymadıkları rehberlik çalışmasında ailelere, aşağıdaki soruların yanıtları üzerinden karar almalarını önerdi:

*Çocuklarınızın ekran başında geçirdiği süreyi takip edebiliyor musunuz?

*Ekran başında geçirilen süre, sizin aile olarak yapacaklarınızı engelliyor mu?

*Ekran başında geçirilen süre, uyku düzenlerini etkiliyor mu?

*Ekran saati sırasında abur cubur ile beslenme kontrolünüz altında mı?

Rehberlik çalışmasına katılan uzmanlardan Doktor Max Davie, bilgisayar ve tabletlerin “dünyayı keşfetmek konusunda müthiş bir araç” olduğu görüşünü savunuyor ve devam ediyor:

“Aileler bu cihazlarda ‘tanımlanamaz bir sıkıntı’ olduğuna inandırıldılar. Eğer bu sorulara yanıt verdikten sonra bir problem olduğunu düşünmüyorsanız, hayatınıza devam edin ve endişelenmeyi bırakın.

“Ama eğer bazı problemler varsa ve bir takım sıkıntılar yaşıyorsanız, ekran başında geçirilen süre bu sıkıntılara katkı veren bir etkene dönüşebilir.”

Üniversite rehberlik çalışmasıyla ailelere, ekran saati ayarları konusunda çocukları ile anlaşma yoluna gitmelerini tavsiye ediyor.

Çocuklar ve daha küçük yaştakiler için ise ebeveynlerin neler izlenebileceği ve ne kadar izlenebileceği konusunda karar verici olması öneriliyor.

Yaş ilerledikçe ise çocuklara kademe kademe özgürlük alanları bırakılması tavsiye ediliyor.

Ailelere öneriler

Üniversitenin hazırladığı rehberde ailelere yönelik öneriler de yer alıyor:

*Yemek zamanları serbest ekran saati için ideal olabilir.

*Eğer çocuğun ekran saatini abarttığı düşünülüyorsa, ebeveyn devreye girebilir.

*Ebevenler, kendi ekranları başında geçirdikleri süreyi kontrol altında tutabiliyorlar mı, sorusunu yanıtlamalılar. 

*Küçük yaştaki çocuklar, yüz yüze iletişim kurmalılar. Ekranlar bunun yerini almıyor olmalı.

Bu çalılşmayla eş zamanlı olarak yapılan bir başka araştırma, sosyal medya kullanımı kaynaklı olarak 14 yaşındaki kızların, erkeklere oranla, iki kat fazla oranda depresyon belirtileri gösterdiğini açıkladı.

Araştırma, Londra’daki University College tarafından, 11 bin gencin katılımıyla yapıldı. Katılımcılar, sosyal medya kullanımları, sanal taciz, uyku düzeni, kendine güven üzerine soruları yanıtladı.

,

Bilfen Okulları Anaokulları Fiyatları 2018-2019

Bilfen Okulları Anaokulları Fiyatları … 2018-2019 Yılı Bilfen Koleji Anaokulları Fiyatları Açıklandı!

Kampüs Doğum Tarihi Eğitim Şekli Eğitim Fiyatı Yemek + Kahvaltı
Acarkent 2013-2014-2015 Tam gün 3.041,50 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.431,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Alkent (Büyükçekmece) 2013-2014-2015 Tam gün 3.100,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10

2015 Uzun yarım gün 2.480,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Ataşehir 2013-2014-2015 Tam gün 3.110,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
Bahçeşehir 2013-2014-2015 Tam gün 3.041,50 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.431,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Florya 2013-2014-2015 Tam gün 3.041,50 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.431,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Tema (Küçükçekmece) 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10

2015 Uzun yarım gün 2.024,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Soyak Ümraniye 2013 Tam gün 2.420,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2014 Tam gün 2.090,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Tam gün 1.760,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 1.430,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Halkalı 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Tam gün 2.300,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 1.840,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Antrium (Ümraniye ) 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.024,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Suadiye 2013-2014-2015 Tam gün 3.041,50 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.431,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Sancaktepe (Rings) 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Tam gün 2.300,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 1.840,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Kurtköy 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.024,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Kartal 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.024,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Etiler 2013-2014-2015 Tam gün 3.170,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.540,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Çekmeköy 2013-2014-2015 Tam gün 2.783,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.227,50 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10
Atakent Halkalı 2013-2014-2015 Tam gün 2.530,00 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.024,00 TL + KDV x 10
Acıbadem 2013-2014-2015 Tam gün 3.041,50 TL + KDV x 10 585,00 TL + KDV x 10
2015 Uzun yarım gün 2.431,00 TL + KDV x 10 515,00 TL + KDV x 10

Bilfen Okulları Ataşehir İlkokul, Ortaokul Fiyatları 2018-2019

Bilfen Okulları Çamlıca İlkokul, Ortaokul Fiyatları 2018-2019

Bilfen Okulları Bahçeşehir İlkokul, Ortaokul Fiyatları 2018-2019

SINIFLAR TOPLAM
1,2 ve 3. SINIFLAR 50,500.00 ₺ + KDV
4. SINIFLAR 49,350.00 ₺ + KDV
5,6,7 ve 8. SINIFLAR 51,700.00 ₺ + KDV
YEMEK 5,850.00 ₺ + KDV
Not: Öğretim ve yemek ücretlerinde KDV % 8’dir.

Bilfen Okulları Esenşehir İlkokul, Ortaokul Fiyatları 2018-2019

SINIFLAR TOPLAM
1,2 ve 3. SINIFLAR 43,500.00 ₺ + KDV
4. SINIFLAR 42,250.00 ₺ + KDV
5,6,7 ve 8. SINIFLAR 46,150.00 ₺ + KDV
YEMEK 5,850.00 ₺ + KDV
Not: Öğretim ve yemek ücretlerinde KDV % 8’dir.

,

Çocuklar spora kaç yaşında başlamalı?

“Spora erken yaşta başlamak niçin önemli? sorusunun cevabı, çocukların gelişim dönemlerindeki yaş aralıklarında gizlidir” diyen NUN Okulları Beden Eğitim Öğretmeni Gülden Arslan, okulun sitesi için yazdığı makalesinde şu tavsiyelerde bulunuyor:  

Sporun çocukların fiziksel, bilişsel ve duyuşsal gelişimlerine sağladığı katkılar dikkate alındığında, çocukları sporla tanıştırmak, onlara sunulabilecek en önemli desteklerin başında geliyor. Peki, spora erken yaşta başlamak niçin önemlidir, bu sorunun cevabı da bir o kadar önemli.

• “Spora erken yaşta başlamak niçin önemli” sorusunun cevabı, çocukların gelişim dönemlerindeki yaş aralıklarında gizlidir. 1 yaş refleks hareketler, 1-2 yaş ilkel hareketler dönemidir. 2-6 yaş arası temel hareketler dönemi iken 7 yaş ve üstü sportif hareketler dönemi olarak kabul edilir. Bu yaş aralıkları, çocukların kaba ve ince motor kas gelişimlerinin en hızlı tecrübe edildiği dönemlerdir. Bu dönemlerde spora yönlendirilen çocuklar diğerlerine kıyasla daha sağlıklı bir büyüme ve fiziksel gelişim yaşarlar.
• Çocukların spora başlaması için ideal yaş 3’tür. Bu dönemde kasları çok esnektir.
• Yine bu dönemdeki branş seçiminde ise öncelik jimnastiğe verilmelidir, böylelikle kas gelişimleri daha sağlıklı olacaktır.
• Jimnastiğin ardından çocukların tanışması gereken ikinci spor dalı yüzmedir. Yüzme tüm kas gruplarını aynı anda çalıştırması bakımından, çocuğun yedi yaş sonrasındaki spor hayatı için de iyi bir temel teşkil edecektir.

• Yedi yaşından sonra ise branşlar tamamen çocukların ilgi ve yeteneklerine göre seçilmelidir. Sporu bir yaşam biçimine dönüştürmek devamlılık ile mümkündür, devamlılığı sağlayan en etkili neden ise çocuğun sporu, seçtiği branşı sevmesidir.
• Spor çocukların sosyalleşmesi için de eşsiz bir fırsattır. Erken yaşta spora başlayan çocukların çok daha sosyal ve dışadönük, açık algı ve yüksek dikkate sahip oldukları görülür.
• Spor yapmak eğlencelidir. Spor yapan çocuklar aynı zamanda deşarj oldukları ve çok eğlendikleri için mutlu, sakin ve özgüvenlidirler.
• Önemli akademik başarılara sahip yetişkinlerin ortak özelliklerinden biri de çocuk yaşta sporla tanışmalarıdır.
• Spor yapan çocuklar kuralları doğal akışında öğrenirler; özyönetim becerileri, takım bilinci ve iş birliği içinde hareket etme becerileri çok daha hızlı gelişir.
• Sporun yapı taşlarından biri olan “saygıyı” erken yaşta içselleştirme imkânı bulurlar.
• Spor, stresi azaltması sebebiyle depresyonun dahi önüne geçecek etkili bir çözümdür.

Anne babalar çocuklar için her zaman rol modeldirler, bu noktada ebeveynlere düşen; kendisi de spor yaparak çocuğa örnek teşkil etmek, sporla tanışmasında, doğru branşı seçmesinde ve devam etmesinde her zaman destek olmaktır.

 

,

Başkentin “Güvenlik Öncelikli Anaokulu” açıldı

Fizik ve Matematik öğretmeni genç çiftin Yaşamkent’de, yeşil çim ve organik minik tarım alanları ile kaplı bir ortamda hizmete sunduğu anaokuluna, güvenlik kontrolü olmadan alınmıyor. Edusa Kids Village Anaokulu işletmecisi ve Fizik öğretmeni Bilal Ermergen, 2-6 yaş arası gruba hizmet veren anaokulunda, çocukları beton yapılardan kurtararak,doğal hayatı doyasıya keşfedip yaşamalarını önemsediklerini söyledi. Anaokulu dönemindeki çocukların çok hareketli olduklarını ifade eden Ermergen, “Keşfetmeye, araştırmaya, denemeye çok açıktır ve üstelik tehlike bilincine henüz sahip değillerdir. Çocuklar güvenli olmayan yerlerde her an kaza riski ile karşı karşıyadır. Özellikle de çok çocuğun bulunduğu kreş ve yuva gibi yerlerde bu risk daha da fazladır. Çocukların bizlerin gözetimde olması da bazen kazaları tam olarak önleyememektedir. Buradan yola çıkarak biz, sokak ortası yada cadde üzerinde anaokulumuz olsun istemedik. Yaşamkent Özlükent Sitesi içinde yer alan anaokulumuz, gerek binamızın iç yapısını gerekse girişten itibaren güvenliğini önemseyerek, risklerden arındırılmış bir ortam hazırladık.”

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALMAK KAÇINILMAZ

ABD’ de yapılan istatistikler; 0-6 yaş grubu çocukların uğradığı kazaların yüzde 48’inde, çocuğun bir yetişkinin gözetiminde olmasına rağmen meydana geldiğini gösterdiğini hatırlatan Ermergen, “Sadece bu gerçek bile bize güvenlik önlemleri almanın kaçınılmaz olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Biz de girişten çıkışa kadar anaokulunda gerekli güvenlik önlemleri tam olsun istedik” diye konuştu. Ermergen, ilk kez sosyal ortama giren çocuğun, kendini güvende ve rahat hissedebileceği ve öğretmeni ile sağlıklı bir bağlanma süreci aşayabileceği ortamı hazırlamanın temel öncelikleri olduğunu belirterek, motor becerilerin gelişmesi, özgüven sahibi, mutlu, sorumluluk sahibi, bağımsızlık duygusu gelişmiş, kavramlar arası bağlantı kurabilen, farkındalığı yüksek, özgüveni oturmuş çocuklar yetiştirmek istediklerini bildirdi.

DOĞAL HAYATI DOYASIYA KEŞFEDECEKLER

Matematik öğretmeni Derya Ermergen de, hareketi seven nesiller yetiştirmek istediklerini,çocukları teknoloji bağımlılığından uzaklaştırıp kendi yaş gruplarıyla beraber sosyalleşmelerini sağlamalarını önemsediklerini belirtti.Hareketi, oyunu ve eğitici hobileri erken yaştan itibaren hayatın bir parçası, yaşam tarzı haline getirmeyi planladıklarını anlatan Derya Ermergen, şöyle devam etti:  “Yaşamkentte hizmet veren Edusa Kids’de çocuklar beton yapılardan kurtularak doğal hayatı doyasıya keşfedip yaşıyor. Geniş çim bahçesi  sayesinde rahatça eğlenebileceği bir alan yaratılan anaokulu bahçesinde bulunan küçük bir kısımda, domates salatalık biber gibi ürünlerin çocuklar tarafından yetiştirmekerinin kendilerine sağladığı katkıyı önemsiyor ve organik sağlıklı beslenmeye de yönlendiriyoruz. Çocuklar her ne kadar birey olsalar da birlikte hareket etmenin çok önemli olduğunun farkında olan Edusa Kids, bu kapsamda takım çalışmaları ile onları küçüklükten yetiştirmeyi planlıyor.”

Çocukların merak duygusunu geliştirmek, araştırmacı yetiştirmek,birden fazla dil ile iletişim kurmalarını ve duyarlı birey olmasını sağlamak istediklerini bildiren Ermergen, bunların yanında, özgüven ve özbakım becelerilerini kazandırmak gibi eğitim ilkelerine sahip olduklarını kaydetti. Edusa Kids Village’de her çocuğun öğrenme sürecinin farklı olduğunun bilincinde hareket ettiklerini bildiren Ermergen, bu kapsamda okul öncesi eğitim programlarıyla 2-6 yaş arasındaki çocukları anaokuluna beklediklerini söyledi.

,

Dr. Şaban Karayağız: Tik bozuklulukları 3-10 yaşları arasında çıkıyor

Tik bozuklulukları 3-10 yaşları arasında çıkıyor. Kayseri MEMORİAL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şaban Karayağız, kaş, göz oynatma ve el-kol hareketlerininin yanısıra sesle ortaya çıkan boğaz temizleme veya alışılmışın dışında ses çıkarma, küfür etme, söylenen son sözün tekrarı gibi ‘tik’ olarak adlandırılan davranışların çocuklarda 3-10 yaşları arasında ortaya çıktığını söyledi.

Memorial Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şaban Karayağız, temelde motor hareketleri olarak değerlendirilen kaş, göz oynatma ve el-kol hareketlerinin istem dışı bir uzuvda ortaya çıkarak, amaca yönelik olmadan ritmik hale gelmesi ve kasılma şeklinde kendini belli etmesine ‘tik’ denildiğini söyledi. Yeni bir hareketin tik olarak ifade edilebilmesi için istem dışı ve amaca yönelik olmaması gerektiğini belirten Karayağız, “Ayrıca vokal tik denilen sesle ortaya çıkan boğaz temizleme veya alışılmışın dışında ses çıkarma da tik kapsamına girmektedir. Bazen konu dışı belirli sözcükleri ya da deyişleri yineleme, küfür etme, duyduğu son cümleyi tekrar etme şeklinde de vokal tikler de oluşabilir. Ses çıkarma şeklindeki bazı tikler, alışılmışın dışındaki vücut hareketleriyle birlikte görülüyor ve anksiyete bozuklukları eşlik ediyorsa `Tourette Sendromu´ adı verilen genetik geçişli özel bir durum söz konusudur” dedi.

‘TİK BOZUKLUKLARI STRES FAKTÖRÜNE BAĞLI GELİŞİM GÖSTERİYOR’

Çocukluktaki stresin insanı ‘tik’ sahibi yapabileceğini ifade eden Karayağız, “Okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda görülen tik bozuklukları, özellikle ergenlik dönemine girmiş lise çağındaki gençlerde daha yoğun olarak görülmektedir. Diğer ruhsal sorunların altında yatan nedenlerde olduğu gibi tik bozuklukları da stres faktörlerine bağlı olarak gelişmektedir. Özellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan stres kaynaklarından olan anne ve babanın ayrılması, annenin dışında çocuğa bakıcı ya da aile bireylerinden birinin bakması, kreş sürecinin uzun olması gibi nedenlerle tik bozuklukları ortaya çıkmaktadır” diye konuştu.

Tiklerin 3-10 yaş arasında ortaya çıktığını söyleyen Karayağız, “Tiklerin altında genetik yatkınlık, hormonal faktörler, sosyal öğrenme ve stres faktörlerinin yattığı düşünülmektedir. İleri yaştaki çocuklarda ise eğitim-öğretim sürecindeki sınav stresi ve sosyal ortama ayak uyduramama gibi faktörler de bu soruna neden olabilmektedir. Aslında bir ya da birden fazla faktörün bir araya gelmesi ve havuzu taşıran son bir damla gibi ek bir faktör tik bozukluklarını tetikleyerek ortaya çıkarmaktadır. Kalıcı tik bozukluğu olan çocuklar zamanla kendilerini sosyal ortamlardan soyutlamaktadır. Normal çocuklara göre tepkileri de farklı olan bu çocuklarda tik bozuklukları 3-10 yaşları arasında ortaya çıkmaktadır” dedi.

TİK BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?

Tik bozukluğunda terapinin uzmanlar tarafından yapılmasını öneren Karayağız, “Tik bozukluklarında medikal tedaviler ve uzmanlar tarafından yapılacak terapiler yararlı olmaktadır. Bu soruna neden olan stres faktörü belirlendiyse, bireysel görüşmeyle yapılacak psikoterapi etkili olabilmektedir. Stresin arttığı durumlarda ise gerginliğin azaltılması adına çocuğa verilen destek ve ilgi tiklerin ortadan kalkmasına yardımcı olur. Gerekli görüldüğü takdirde, ailenin de müdahil olduğu grup terapileriyle bu sorun çoğu zaman aşılabilir. Az da olsa yüzde 5-10 gibi bir oranda bazı gençlerde tik bozuklukları hayat boyu devam eder. Bu sorun ne kadar küçük yaşta ortaya çıkarsa tedavide başarı elde etme oranı yükselmektedir. Tik bozuklukları çocuğun sosyal, akademik ve psikolojik durumunu etkileyecek duruma geldiyse kesinlikle bir psikiyatri kliniğine başvurması gerekir” ifadelerini kullandı.

,

Çocuğunuz ağzı açık uyuyorsa dikkat

Medicana Sivas Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Emel Peru Yücel, çocuklarda burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, sık üst solunum enfeksiyonu geçirme şikayetleri görünüyorsa geniz eti belirtisi olabileceğini belirterek, geniz etinin işitme azlığına ve kulak akıntısına yol açabileceğini söyledi.

“Geniz eti çocuklarda sık görülen bir hastalıktır”

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Emel Peru Yücel, geniz eti ve bademcik hastalıklarının toplumda sık görülen sağlık problemleri olduğunu belirterek, “Burunun gerisinde geniz denilen bölgede yer alan lenf dokusu kümesi olan geniz eti bademcikler ve dil kökü bademcik dokusu ile birlikte bir koruyucu lenf halkası meydana getiriyor. Özellikler çocuklarda sık görülen geniz eti çocukların sık hastalanmasına neden olurken tedavi edilmediği takdirse ise işitme kaybına yol açabiliyor. Özellikle geniz eti çocuklarda sık görülür. Her çocukta geniz eti şikayeti olmaz tabi ki bakterilerle, enfeksiyonlarla sık geçirme burunla, solunum sistemiyle alakalı anominlere bağlı olarak geniz eti daha büyük olabilir. Geniz etinde çocuklarda burun tıkanılıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, sık üst solunum enfeksiyonu geçirme şikayetleri olur. Sık sık enfeksiyon geçirdikleri için beslenmeleri bozulur. Kulak enfeksiyonları olur. İşitme azlığı olur. Kulak akıntısı olur. Geniz etinde fizik muayene yapıyoruz. Burun muayenesi yapıyoruz. Endoskoplarla genze bakıyoruz. Beraberinde işitme problemi var mı diye işitme testi yaparak değerlendiriyoruz. Her geniz eti ameliyat değildir. Ameliyata karar vermek gerekir. Eğer burun tıkanıklığı çok fazla ise altın kural geniz eti ameliyatıdır. Ama burun tıkanıklığı azsa beraberinde kulak enfeksiyonları şikayeti yoksa medical tedaviler verip takiplere çağırarak hastayı takip ederiz” dedi.

“Her horlamanın sebebi geniz eti değil”

Her horlamanın sebebinin geniz eti olmadığını ifade eden Yücel, “Horlamayı yaş grubuna göre değerlendirmek lazım. Çocukluk yaşlarında daha çok geniz eti olduğunu düşünürüz. Ama erişkin yaş grubundaysa burunla ilgili kıkırdak eğrilikleri, burun eti büyüklükleri buna sebep olabilir. Yine yumuşak damak problemleri sebep olabilir. Çocuklarda sadece geniz eti değil bademciklerin büyüklüğü de özellikle horlama gece solunum durmasına, uyku bozukluklarına sebep olabilir. Ayrımını yapmak lazım yaş grubuna ve fizik muayene kontrolüne göre değerlendirmelidir. Tam bir kulak, burun, boğaz muayenesi yapmak gerekiyor. Problem neredeyse ona göre değerlendiriyoruz” diye konuştu.

,

Anaokulunda şiddete dava açıldı

İstanbul Tuzla’da özel bir anaokulunda öğrencilere şiddet uyguladığı, kız ve erkek öğrencileri çıplak halde tuvalete götürdüğü iddia edilen öğretmen hakkında “kötü muamele” suçundan 1 yıl 9 aya kadar hapis istemiyle dava açıldı. Tuzla’da özel bir anaokulunda öğretmenin öğrencilere şiddet uyguladığı iddiası üzerine başlatılan soruşturma tamamlandı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, müşteki Zeynep Atasever’in 4 yaşındaki oğlu R.M.A., okulun sahibi ve aynı zamanda öğretmenlik yapan Güler Mert’in kendilerine kötü davrandığını, sürekli bağırıp saçını çektiğini söylemesi üzerine anne Atasever’in, hem iş ihtiyacı nedeniyle hem de çocuğunun gözünün önünde olmasını istediği için anaokulunda işe başladığı anlatıldı.

Görüntüleri veli kaydetti

İddianamede, Zeynep Atasever’in 2018 yılının Ocak ayında şüpheli Güler Mert’in çocuklara karşı kötü muamelede bulunduğunu, yarı çıplak vaziyette hep birlikte tuvalete soktuğunu kayıt altına aldığı belirtilirken, videoları diğer velilere gönderdiği kaydedildi.

Çocukları toplu halde çıplak vaziyette tuvalete götürmüş

Zeynep Atasever’in okul yönetimi hakkında şikayetçi olduğunun belirtildiği iddianamede, video kayıtları ve fotoğraflarda şüpheli Güler Mert’in sınıfta ders sırasında öğrencilere karşı sert bir üslup kullandığı, sürekli olarak kızgın ve yüksek ses tonuyla konuştuğu, kız ve erkek öğrencileri kendi aralarında toplu halde tuvalete göndererek alt tarafları çıplak vaziyette tuvaletin önünde sırada beklettiğinin tespit edildiği vurgulandı.

“Güler’e söyleme baba”

İddianamede, müşteki Şener E.’nin 3 yaşındaki oğlu B.E.’nin sürekli el tırnaklarıyla oynaması, altını ıslatması ve bir şey olduğunda “Güler’e söyleme baba” sözlerinden şüphelendiğini söylediği, diğer müşteki Arzu B. ‘nin ise 4 yaşındaki kızının bazı geceler uykusundan kalkarak duvar dibine çöküp “yapma yapma” diye seslendiğini, gördüğü şiddet nedeniyle bu şekilde davrandığını anladığını beyan ettiği belirtildi.

Suçlamaları reddetti

Şüpheli Güler Mert’in ise suçlamaları kabul etmediği kaydedildi. Şüpheli Mert’in 30 çocuğa yönelik “kötü muamele” suçundan 1 yıl 3 aydan 1 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.
İddianamede gönderildiği 9’uncu Asliye Ceza Mahkemesince kabul edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.

,

Çocuklarda siroz tehlikesi: NASH

Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, çocuklarda siroz tehlikesi için NASH (non alcoholic steatohepatitis) yani alkole bağlı olmayan iltihaplı karaciğer yağlanması hastalığına dikkat çekti. Prof. Dr. Yılmaz, NASH hastalığı hakkında bilgiler verdi.

Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği (TKAD), Marmara Üniversitesi Sultanahmet Kampüsü Ord. Prof. Dr. Nihat Sayar Konferans Salonu’nda Birinci Uluslararası NASH Günü Sempozyumu düzenledi. Önümüzdeki 10-15 yılda ülkemizin en önemli sağlık sorunlarından biri olmaya aday olan NASH’e dair farkındalık oluşturmayı amaçlayan etkinliğe; İstanbul Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, TKAD Başkanı Prof. Dr. Ramazan İdilman, TKAD Yağlı Karaciğer Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, NASH hastaları ve hasta yakınları katıldı.

NASH hastalığının çocuk yaş grubunda oldukça sık görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, ”Benim de dahil olduğum, Marmara Üniversitesi Çocuk Ana Bilim Dalı’nda yapılan araştırmaya göre, fazla kilolu, obez, yağlı karaciğeri olan ve karaciğer kan testlerinde yükseklik saptanan 8-18 yaş grubundaki hastaların yüzde 90’nına NASH tanısı konuldu. 8-18 yaş grubu demek; okul çağındaki çocuklarda dahi siroz alarmı çalıyor demek. Buna karşı bir şekilde önlem almayız” dedi.

”Normalde hiçbir belirti vermeden siroza ilerleyebilen bir hastalıktır”

Etkinliğin amacının yağlı karaciğer hastalığının ve onun çok ciddi tipi olan NASH’in yani siroza ilerleyebilen hastalığın farkındalığını oluşturmak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, ”Ülkemizde ne yazık ki 19 milyon yağlı karaciğer hastası var. Bunun 4 milyonunun NASH olduğunu düşünüyoruz. Normalde hiçbir belirti vermeden siroza ilerleyebilen bir hastalıktır. Temel sebebi bilinmiyor ama muhtemelen sağlıksız beslenme ve hareketsizlik. Kişi, hiç belirti vermediği için siroz oluşana kadar hiçbir şikayette bulunmayabiliyor” şeklinde konuştu.

‘Gelecek 10 yılda en sık karaciğer nakline ihtiyaç duyacak hastalık olacak gibi duruyor”

NASH hastalığının yakın gelecekte ülkemiz ve dünyada çok büyük problem oluşturacağını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, ”Çünkü sıklığı giderek artıyor. Örneğin; ABD’de günümüzde karaciğer nakillerinin en sık ikinci nedeni. Giderek sıklığı artıyor. Gelecek 10 yılda en sık karaciğer nakline ihtiyaç duyacak hastalık olacak gibi duruyor. Ne yazık ki bu hastalığın kanıtlanmış bir ilaç tedavisi yok. Sağlıklı beslenmeyi mutlaka yaşam tarzı olarak benimsemeliyiz. Haftanın 3-5 günü en az 30 dakika en azından tempolu yürüyüş yapmalıyız. Hem diyet hem egzersiz etkisi kanıtlanmış en iyi tedavi yöntemi” şeklinde konuştu.

Sempozyuma katılan İstanbul Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu şöyle konuştu: ”Hastalanmadan sağlımızı korumak önemli. Toplumlarda yaklaşık 3 kişiden 1’inde yağlı karaciğer olabiliyor. Bunun en büyük nedenlerinden birisi beslenme alışkanlığının kötülüğü ve egzersizlerin iyi yapılamaması. Toplumuzda morbid (aşırı kilolu) dediğimiz hastalık riski büyük. Bu nedenle özellikle karaciğerde yağlanmayı önleyici faaliyetlere destek veriyoruz”.

Dernek hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ramazan İdilman, ”Derneğimizin amacı, karaciğer ve karaciğer hastalıklarıyla ilgili araştırmaları desteklemek, bilimsel aktiviteler yapmak, araştırma ortamı sağlamak, konu ile ilgilenen bilim insanlarını bir araya toplamak, bunlar arasında fikir alışverişinde bulunmayı sağlamak için ortam hazırlamak, ulusal ve uluslararası paydalarla birlikte işbirliği yapmak ve insan sağlığına hizmet sunmak. Yakın zamanda derneğimizin özel ilgili alanı çalışma grupları kuruldu. Toplam 10 ilgi alanı çalışma grubumuz var. Yağlı karaciğer hastalık grubumuz bunlardan bir tanesidir” diye konuştu.