, ,

Doğru Odak Anaokulu ve İlkokulu

Doğru Odak Anaokulu ve İlkokulu

İnternette yapacağınız küçük bir araştırma sizi farklılığı ile dikkat çeken okullarla tanıştırabilir. “Yeni dünya düzenini inceleyen araştıran antropologların fikirlerini dinledik ve okuduk. Vardığımız sonuç beklediğimizden farklı çıktı; eğitimin dünyanın farklı ülkelerinde isimlendirilmiş yıllık takvimlere göre değişen tekniklerle değil tarihte düşünürlerin üzerinde durduğu geleneksel yöntemlerle olması gerektiğine karar verdik.” Bu ilginç cümleler Doğru Odak Anaokulu ve İlkokulu yetkililerine ait… Farklı eğitim metodu ile iddialı olan bu okulda neler yapılıyor? Biraz uzun ama  okumaya değer…

EĞİTİM NEREYE DOĞRU GİTMELİ?

Uzun yıllar emek verdik şu an edindiğimiz eğitimcilik tecrübesine sahip olabilmek için… Dünyanın bir çok farklı ülkesinde onlarca kurum gezdik. Uluslararası eğitim konferanslarına katıldık. Sürekli değişen dünya düzeni içerisinde’ eğitim nereye doğru gitmeli?’ sorgusuyla tarihte eğitim üzerine yazmış filozofların görüşlerini okuduk.

Yeni dünya düzenini inceleyen araştıran antropologların fikirlerini dinledik ve okuduk. Vardığımız sonuç beklediğimizden farklı çıktı; eğitimin dünyanın farklı ülkelerinde isimlendirilmiş yıllık takvimlere göre değişen tekniklerle değil tarihte düşünürlerin üzerinde durduğu geleneksel yöntemlerle olması gerektiğine karar verdik.

Okul öncesi ve ilköğretim okulu eğitim programında kitapları açarak resimlerin içini boyamak ya da sınıfın her yerine rengarenk oyuncaklar koyarak ve onlarca farklı renkte duvar boyaları yaparak değil, sade, temiz ve doğa içerikli bir sınıfta bir masa ve sandalye üzerinde öğretmen ve öğrenci arasında gözle iletişimin kuvvetli olduğu , güven veren bir eğitim yöntemi olması gerektiğine inandık .

Matematiği, yabancı dili, kendini ifade edebilmeyi, el kaslarını geliştirebilmeyi ve bunun gibi birçok farklı eğitimi ders gibi değil, oyunlar oynayarak, hayvanlarla zaman geçirerek, kendi bahçelerinde ekip biçerek, sorumluluk alarak öğrenmeleri gerektiğine karar verdik…

Kısacası biz eğitimi sadelik, samimiyet ve şeffaflık üzerine kurguladık. Her detayla en ince ayrıntısına kadar birebir ilgilenen bir kurum olarak 22 senelik eğitimcilik geçmişimizle, hali hazırda Darıca ve Ataşehir’de devam eden eğitim kurumlarımızın da referansıyla sizleri ailemizin arasında görmeyi umut ediyoruz.

EĞİTİM METOTLARIMIZ

Çocuğunu bir okula kayıt ettirmek isteyen her veli okulun hangi eğitim metotlarını kullandığını öğrenmek ister. Biz de okulumuza bir metot uygulamak için 22 farklı ülkede anaokulu ve ilkokulları gezdik. Dünyanın bir çok farklı yerinde organize edilen uluslararası eğitim konferanslarına katıldık. Bazıları yoğun akademik eğitimleri olmalı dedi, bazıları branş dersleri çok olmalı dedi, bazıları çocuk tüm yetkinlikleri kendi bireysel başarısıyla kazanmalı dedi. Her birinde bir isim vardı, her birinde farklı bir uygulama. Oysa hepimizin gözden kaçırdığı gerçek şuydu ki;

Bir okulun uyguladığı eğitim modeli, yaşadığı ülke aldığı aile eğitimi, genetik özellikleri, kültürel yaşantı biçimi ile doğrudan odaklıdır. Akademisyen ailelerin çocuklarının ağırlıklı olduğu bir anaokulunda uygulamanız gereken eğitim programı ile girişimci ailelerin çocuklarının ağırlıklı olduğu okulların eğitim programı aynı olamaz. Bu sebeple biz her şubemizde o bölgenin ailelerinin meslek grupları, geldikleri ülke ve şehirler ve kültürlerine göre eğitim modelleri kullanıyoruz.

‘Focus on kids Zekeriyaköy’ şubesi için kullanılması gereken eğitim yöntemini ise biz’ Focus on Kids ailesi’ şöyle belirledik;

FOCUS ON KIDS’DE BİR GÜN NASIL GEÇER?

Okulumuzun her tarafı ormanlarla kaplı 3000 metrekarelik bir bahçe alanında olması bizlere doğayı okulumuza taşıma gereksinimini getirdi. Bahçemizde hemen yerini alan tavuk, keçi ve tavşan kümeslerimizin sorumluluğunu, hem hijyenik olmaları hem de doğru beslenmeleri için tüm sevgisi ile iyi bakan Mustafa’ya verdik. Bahçemizde yer alan un değirmeninde elediğimiz buğdaylar, taş fırınımızda pişirdiğimiz ekmekler, su kuyumuzdan çektiğimiz içme suyumuz, mevsim sebzelerini ektiğimiz ekme biçme alanları ile güne önce çocuklarımızla kümeslere giderek hayvanlarımıza yem vererek başlarız. Sabahleyin tavuklarımız ve hindilerimizin yumurtalarını toplar ve ardından sebzelerimizin suyunu veririz. Tavşanlarımız yeşil sebzeler sevdiği için onlara sebze yapraklarını verip un değirmenine geçeriz. Un değirmeninde unumuzu eleyip ardından kuyumuza geçeriz. Suyumuzu büyük zahmetlerle yukarı çektikten sonra heyecanla okula gireriz. Firuze teyzemize tavuk ve hindilerimizin yumurtalarını verdikten sonra aç karna önce su içer sonra spor saatine başlarız. Spor kıyafetlerimizi kendi emeğimizle giyeriz, yardım almamaya özen göstererek, arkada Beethoven’ dan güzel bir müzik esintisiyle… Yoga ve jimnastik saati merak ve heyecan doludur bir sonraki bedensel hareketin ne olacağı sorgusuyla…. Dans öğretmenimiz Esra öğretmen İngiliz aksanlı İngilizcesi, zarif vücudu ve balerin olmaktan kaynaklı esnek beden hareketleri ile bizi kendisine hayran bırakır. Biraz yoga yapar, biraz dans ederiz. Bize kelebek, kurbağa, aslan, kedi gibi taklitler yaptırır İngilizce yönlendirmelerle. Aslında hedefi bizleri doğanın içerisindeki kocaman bahçemizde estetik hareketlerle dansa ve spora alıştırmaktır. Buna bir de arkadan gelen bir klasik müzik eklenince birden saray çocukları gibi hissederiz kendimizi sanat , doğa ve dans kokusu bizleri rüya alemine götürür. Dersin sonu yaklaşır ve midelerimiz zil çalmaya başlar. Saat 09:30 olmuştur ve Firuze teyze Rusça konuşarak bizleri kahvaltı vaktine davet eder.

Samsun’dan gelen o mis kokulu tereyağı ile yapılmış menemen, yanında ekşi mayayla taş fırınımızda pişmiş ekmek, yaz aylarında kendi ellerimizle yaptığımız vişne, çilek, kayısı, şeftali reçelleri, yine kendi yaptığımız zeytinimiz ile beyaz örtüler üzerinde beraber hazırladığımız şık kahvaltı soframıza otururuz. Kahvaltıda siyah çay içmeyiz. Çünkü biliriz ki siyah çayın insan sağlığına faydası yok zararı vardır. Onun yerine ballı ıhlamur, süt ya da Murat dağından gelen kızılcıklarımızdan yapılmış tarçınlı karanfilli çay içeriz. Soframızı kendimiz kurar, kendimiz kaldırırız… Tabağımızda yiyeceğimiz kadar yemek alırız, öğretmenimize teşekkür eder, Firuze teyzemize ‘ellerine sağlık’ deriz. Tabi Rusça… Bahçeden kopardığımız çiçeklerle yaptığımız masa tasarımımız, bembeyaz örtüler, beyaz porselenler ve çatal bucaklarla donatılmıştır. Biraz aristokrasi, biraz köy hayatı, biraz keyif, biraz emek vardır sofra kuruluşumuzda…

Kahvaltı biter ve etkinlikler yine heyecan devam eder…

Önce müzik öğretmenimiz gelir. Uluslararası bir okul olduğumuz için müzik dersini İngilizce anlatır. Ritimler arasında dans ederken biraz matematik, biraz şiir…. Devam ederiz çalışmaya…

Aslında o ders, ders gibi değildir. Duvarlarda Beethoven, Mozart portreleri bir profesyonel duvar resimleri sanatçısı tarafından yapılmıştır. Onları izlemeye bayılırız. İngiliz müzik öğretmenimiz coşkuyla ritimleri bazen gitar, bazen piyano, bazen trampetle anlatırken İngilizce bir çok müzik terimi öğreniriz. Bahçeye açılan camlar ardından keçilerimiz ve tavuklarımız bizleri dinler ve seyreder… onlar bizleri merakla izlerken anlarız ki her canlı sanat ile kendini mutlu hisseder… Bizler gibi, keçilerimiz tavuklarımız gibi, bitkiler gibi… Dersimizin sonuna doğru minik parmaklarımızla çaldığımız müzik aletlerini yerine bırakır ve öğretmenimizin kendi bestelerini gitar ve piyano eşliğinde dinleriz. Kendisi hem iyi bir besteci hem çocuk iletişimini çok iyi bilen hassas bir öğretmendir. Onunla vedalaşır ve bir kısa meyve molası veririz. Sınıf öğretmenimiz kendi el becerilerimizin gelişmesi için bir çalışma organize eder. Bazen etamin işleriz. Bazen mercimek ve nohutlarla kağıt üzerinde sanat eserleri ortaya çıkarırız. Bazen dağılmış olan sınıfımızı düzenler ya da özellikle hamur işleri yapılan günlerde Firuze teyzemize hamur yoğurmakta ve daha sonra onu bir pizzaya, mantıya ya da erişteye dönüştürmekte yardım ederiz. O bunları taş fırınımıza pişirmeye bıraktığında biz de İngilizce konuşan öğretmenimizle yaptığımız etkinliklerin İngilizcesini öğreniriz. Öğle yemeği saati gelir. Yine Firuze teyzemiz bembeyaz tertemiz masa örtülerini sermiştir. Üzerinde rengarenk çiçekler bahçeden kendi ellerimizle topladığımız, beyaz porselenlerimiz ve minik ellerimize göre yapılmış çatal bucak setlerimiz ve beyaz peçetelerimiz ile… Yemeğimizi ne çok hızlı ne de çok yavaş yeriz. Çatal bıçak kullanmaya özen gösteririz. İçeceklerimizi, minik ellerimize göre yapılmış cam bardaklarımızda kendimizin yaptığı ayran olarak ya da yazdan sakladığımız vişnelerin hoşafı veya mevsim meyvelerinden yapılmış mis kokulu hoşaflar. Meyvelerin suyunu sıkmayız vitaminleri içinde kalsın diye … çünkü biliriz ki bir meyvenin tüm vitamini kabuğunda ve posasındadır. Ihlamur, ada çayı ve kızılcık çayı dışında çay içmeyiz. Öğle yemeklerimizde sunulan etler kuzu etidir. Murat dağından karkas olarak kesilip gönderilen etlerimiz çok yağlı olmamasına dikkat edilerek seçilip getirilir. Etimizden kıymayı okulumuzdaki kıyma makinesinde yaparız. Ayçiçek yapıyla hiçbir şey yapılmaz. Kızartma yapılmaz. Her şey fırındadır. Gemlik’ten özel gelen zeytinyağımız ve Samsun Bafra’dan gelen tereyağımız ile pişen yemeklerimize yaz aylarında Tülay teyzemizin yaptığı biber ve domates salçaları da eklenince müthiş lezzetler oluşur. Salatalık turşusuna bayılırız. Haftada iki gün muhakkak Firuze teyzemizin yazdan yaptığı salatalık turşumuzu yeriz…

Kaz eti her kış ayında ayda en az bir kere yediğimiz bir ettir. Bu da Karsın küçücük köylerinden gelen gezen kaz etidir. Saatlerce pişmez ve biz heyecanla bekleriz. Kaz eti günlerinde incecik bir hamur açılır ve fırına verilir. Fırından çıkınca kaz suyu üzerine eklenir ve kaz etimiz müthiş bir lezzet birikimiyle yenir. Mardin Midyat’ta mahsul edilen bulgur en sevdiğimiz vitaminli yemeklerdendir. Midyat’ta Şehmuz amcanın tarlasından gelen bulgur sebzelerle ve tereyağı ile inanılmaz bir lezzet olur, hele biraz da biber ve domates salçası eklenince…. Pirinç pilavı yemeyiz. Biliriz ki pirinç çok tüketilmesi gereken bir gıda değildir.

Biz Focus on Kids, çocukları tavuk yemeyi çok severiz ama ne yazık ki bunu ayda sadece bir kere yiyebiliriz. Süpermarket tavuklarının besin değerine güvenmediğini söyleyen Firuze teyze ve Begüm öğretmen Akçakoca’dan ayda en fazla bir kere gezen köy tavuğunu getirtir. Heyecanla bekleriz ve şaşırırız saatlerce pişmeyen tavuğun diğer tavuklardan farkını görünce…

Tarhana çorbası Gediz’de yapılmıştır. Ayşe teyze köyün en oksijen yüklü alanlarında yapar tarhanayı… Bayılırız mis kokusuna ve tadına, hele bir de içinde şeker kuru fasulye ya da nohut varsa yeme de yat yanında…

Firuze teyzemiz Rusça konuşur öğle yemeklerinde. Yanımıza gelir ve yaptığı her yemeğin Rusçasını anlatır. Tam bir Rus disiplini vardır kendisinde. Biraz çekindiğimiz bile olur kendisinden. Beyaz örtülere yemek dökmemek üstümüze yemek dökmemek konusunda daha bir özenli oluruz onun zarif ve kuralcı yaklaşımı karşısında… Öğle yemeğimizi, farklı tabaklara kendi ellerimizle koyduğumuz yemekler ve çatal bıçakla yedikten sonra tabaklarımızı Firuze teyzeye götürür, soframızı kaldırırız. Ellerimizi yıkarız, dişlerimizi fırçalarız. Saat 12: 45 olmuştur. Öğretmenimiz bizi başka bir sınıfa götürür ve İngilizce drama dersi başlar. İngiliz öğretmenimiz Edi yine bize özel bir program yapmıştır. Her hafta tarihe adını yazdırmış bir filozof, bir ressam, bir dansçı veya bir oyuncu işlenir. İngilizce oyunlar oynarız. İlerleyen zamanda çılgın İngilizce öğretmenimiz;

‘Hadi!!! giyin paltolarınızı, bahçeye çıkıyoruz.’ O, soğuk yerlerden geldiği için alışıktır soğuğa… bize de hep şöyle der; ‘ Siz ne kadar sıkı sarılırsanız o kadar hızlı hasta olursunuz.’ Biz de giyeriz paltoları ve bahçeye fırlarız. Çok koşarız, uzun uzun ve İngilizce oyunlar oynarız. Kahkahalar her yerden duyulur. Bahçede yine bir Beethoven bestesi çalarken… çok miniklerimiz öğle yemeğinden sonra uyudukları için onlar bu sahneleri kaçırırlar , ama olsun. Nasıl olsa seneye onlar da bizim gibi her derse katılabilecek. Tam İngilizce dersinin en güzel yerindeyken içeriden Firuze teyze koşarak gelir yanımıza. Bize Rusça bir şeyler söyler, anlamak isteriz ama anlayamayız. O ısrarla anlamamızı bekler ve sonra zorlayarak anlarız. Kurabiye yapmaya başlamıştır ve yardım etmemiz gerekmektedir. Kim görev almak ister der ve İngilizce öğretmenimize bakarız heyecanla . Ed her zamanki heyecanlı kişiliğiyle yüksek sesle;

‘Come on Kids, its time to make our own cookies…’

Der ve mutfağa gireriz. Önce ellerimizi yıkar, sonra önlüklerimizi giyer ve kurabiye hamurumuzu yoğurur ve şekil veririz. Taş fırın kışın zor da olsa yanar bahçede ve heyecanla götürür fırına veririz. Tabi bahçe hayvanlarımızdan ve bahçe bakımından sorumlu Mustafa abinin desteğiyle … fırına bizim koymamıza izin vermez. İçeride köz ateş olması sebebiyle tüm önlemleri alır…

Kurabiyeler fırına konunca, öğretmenimiz ders öğretmenlerimiz Tamar ve Meral öğretmenle bizleri bir araya getirir. Birazdan başlayacak resim dersimiz için ön hazırlıklar yapılır. Resim öğretmenimiz gün aşırı gelir .

Resim öğretmenimiz Canan öğretmen der ki;

‘Çocuklar! Resim, güzel çizim yapmak değildir. Resim, iç dünyanızı parmaklarınıza yansıtmaktır. Bana dersler sırasında en güzel şekilleri çizmeye çalışmayın. Bana iç dünyanızda yaşadıklarınızı hissettiren dokunuşlar yapın…’

Biz hayatın her parçasının sanat olduğunu Canan öğretmenimizle anladık. Zarif parmakları ve güler yüzüyle bizi kendisine ne kadar hayran bıraktığını anlamam. Hele bir de hayalimizi parmaklarımıza yansıtırken her yerde boya artıkları olunca gösterdiği anaç yaklaşım…. Evimizin huzuru tüm odaya esiyor…

Şimdi sıra ikindi kahvaltısındadır… kurabiyeler fırından alınır. Tarçınlı karanfilli kızılcık hoşafımız hazırlanır… ve yine yardım ederiz Firuze teyzemize … heyecanla şık masalar kurar ve güzel bir ikindi molası veririz . biraz kurabiye, biraz meyve…

Saat 16:00’ ya yaklaşırken sayımız azalmaya başlar … tek tek gelir anneler babalar ya da ablalar arkadaşlarımızı almaya… annelerimizi gördüğümüz o an gözlerimiz ışıl ışıl parlar. Tüm gün çok güzel geçse de hep bir özlem vardır annemize babamıza… onlar için sürpriz hediyeler hazırlarız bazen öğretmenimizle onlara bir küçük teşekkür için bizlerin doğru ve iyi eğitimli insanlar olmamız adına verdikleri bu mücadele için…onlar bizler için çok ama çok çalışırlar, bizlere hayata dair en güzel şeyleri sunmak için. Biz biliriz ki biz okulumuzdayken onların aklı hep bizde kalbi hep yanımızdadır.

Biricik anneciğim biricik babacığım;

Biz güven dolu bir okulda büyük bir sevgi ve özenle eğitim alıyoruz. Arkadaşlarımızla harika zaman geçiriyoruz. Görevlerimizi eksiksiz yapıyor takım ruhunu yaşıyoruz birlikte…. Ders öğretmenlerimiz Tamar Meral ve Gizem öğretmenimiz her konuda sizleri aratmayacak kadar özenliler. Gamze öğretmen bizlerle ilgili her durumda sizleri bilgilendirmeye hazır bekliyor. Biz burada kocaman bir aileyiz sizlerin de içinde yer aldığı…

Doğru Odak – Zekeriyaköy Anaokulu, Sarıyer Anaokulu ve Tarabya Anaokulu, İlköğretim Okulu İletişim Bilgileri

Telefon: 0212 201 76 66
Telefon 2: 0554 151 76 66
E-posta: info@dogruodak.com

Adres
Uskumruköy Mah. Kilyos Cad. No:267 Sarıyer / İSTANBUL