Yazılar

,

Aileler dikkat! İnternetin risklerinden haberdar mıyız?

Kaspersky araştırmasına göre, Türkiye’de anne babaların yarısı, çocuklarının internet bağlantılı cihazları kullanmasına süre kısıtlaması getiriyor. Ebeveynlerin yüzde 65’i internet risklerinden haberdar…

Kaspersky’den yapılan açıklamaya göre, modern ebeveynlerin karşılaştığı en büyük zorluklar arasında “çocuklarına internette ne zaman özgürlük vereceklerini belirlemek” yer alıyor. Ebeveynler, tanımadıkları kişilerden siber zorbalığa kadar her türlü tehdit karşısında çocuklarının internette güvende olacağından emin olmak istiyor.

Kaspersky tarafından yapılan yeni araştırma, internet güvenliği söz konusu olduğunda bazı ebeveynlerin çocukların tercihlerine güvenmek yerine daha garanti bir yol tercih ettiğini gösteriyor. Türkiye’de ebeveynlerin 3’te ikisinden fazlası (yüzde 65) çocuklarının internetteki risklerin farkında olduğunu söylese de ebeveynlerin yaklaşık yarısı çocuklarını internette korumak için çeşitli araçlar ve yöntemler kullanıyor.

Günümüzde 7-12 yaş arası çocuklar, aileleriyle aynı dijital servisleri kullanabiliyor. Bunlar arasında video içerik siteleri ve diğer dijital hizmetler de yer alıyor. Böyle bir ortamda, çocukların internete bakış açısını etkileyebilecek birçok çevrim içi tehdit ve risk bulunuyor. Çoğu ebeveyn bu durumun farkında ve olası tehlikeleri azaltmak için çocuklarıyla iletişim kurmaya eğilim gösteriyor.

– “Türkiye’de ebeveynlerin yüzde 65’i internet risklerinden haberdar”

Türkiye’de ebeveynlerin yüzde 65’i çocuklarının internetteki risklerden haberdar olduğunu belirtiyor. Ancak karşılıklı açık konuşmaya ek olarak ebeveynler, çocuklarının internette neler yaptığını görmek için daha etkin bir yaklaşım da sergileyebiliyor.

Türk anne babaların yüzde 54’ü, tarayıcı geçmişine göz atmak gibi yollarla çocuklarının cihazlarını düzenli olarak kontrol ediyor. Bunun nedeni, çocuğun daha önceden internette yaptıklarını gizlemesi veya verilen öğütleri dinlememesi olabiliyor. Bazı ebeveynler, hatalı davranışta bulunan çocuklarına cihazlarını kullanmayı yasaklayabiliyor. Türkiye’de anne babaların yarısı (yüzde 49), çocukların internet bağlantılı cihazları kullanmasına süre kısıtlaması getiriyor.

Araştırmaya Türkiye’den katılan ebeveynlerin 3’te birinden fazlası (yüzde 37), internet kullanımını kısıtlamak veya hangi sitelere girildiğini görmek için çocukların cihazlarına ebeveyn kontrolü çözümleri kuruyor. Yüzde 30’luk bir kesim ise çocuklarını korumak için cihazlardaki yerleşik ebeveyn kontrollerini kullanıyor. Bu tür çözümler, oyun konsolları gibi cihazlarda bulunabiliyor. Yüzde 33’ü ise evde kullanılan Wi-Fi modemindeki ayarlardan yararlanarak internet erişimini belirli bir süre sonra kesebiliyor.

– “İnternet bağlantılı cihazlar çevrim içi tehdit riskini artıyor”

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kaspersky Tüketici Ürünleri Pazarlama Müdürü Marina Titova, neredeyse her çocukta internet bağlantılı bir cihaz olduğunu, bu durumun çocukların uygunsuz içeriklere rastlama, kandırılma veya kimlik hırsızlığı gibi çevrim içi tehditlerle karşılaşma riskini artırdığını belirtti.

Yaptıkları araştırmada, ebeveynlerin, aile içi konuşmaların ve tavsiyelerin çocukları internetteki potansiyel risklere karşı korumaya yetmeyeceğini düşündüğünü tespit ettiklerini aktaran Titova, “Çoğu ebeveyn, cihazlarda geçirilen süreyi ve izlenen içerikleri kontrol etmek için çeşitli uygulamalar kullanıyor. Ebeveynlere, çocuklarının çevrim içi alışkanlıkları hakkında tüm varsayımlarını bir kenara bırakıp onlarla açık bir şekilde konuşarak zararlı içeriklere rastlamamaları için dijital faaliyetlerini kontrol etmeleri gerektiğini söylemeleri yönünde önerilerde bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

– “Çocuklarınızın teknolojik cihazlarla geçirdiği süreyi kontrol edin”

Kaspersky, çocukları ve ailelerini çevrim içi tehditlere karşı korumak isteyenlere şu önerilerde bulunuyor:

“Çocuklarınızın bilgisayar, akıllı telefon veya tablette geçirdiği süreyi kontrol etmek için otomatik cihaz engelleme çözümlerini kullanın. Bu sayede, çocuklarınızın tüm boş vaktini ekran karşısında geçirmesini engelleyebilir ve uygun olduğunu düşündüğünüz bir süre belirleyebilirsiniz. Sosyal medya, çocuğunuzun kendi kişisel alanıdır. Bu nedenle özellikle büyük çocuklarda bu alandaki faaliyetleri takip etmek özel hayatın ihlal edilmesi olarak algılanabilir. Çocuğunuzla doğrudan iletişim kurarak sosyal ağına dahil olmak istediğinizi söyleyin. Böylece çocuğunuzun ilgi gösterdiği şeyleri daha iyi kavrayıp daha yakın bir ilişki kurabilirsiniz.

Çocuklar aileleriyle sosyal medyadaki içerikler hakkında konuşmayı pek sevmez. Yapılacak en iyi şey, eleştiri veya baskı yapmadan, sosyal medyayı nasıl kullandıklarını konuşmak ve yeni arkadaşlar veya çevre edinirken nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda tavsiyeler vermektir. Kaspersky Security Cloud’un aile sürümüne üye olan ebeveynler, tüm aileyi internette koruma altına alacak özelliklerden yararlanabilir. Bu hizmete dahil olan Kaspersky Safe Kids çözümü de çocukların internet kullanımını ve özel verilerini güvende tutar.”

, ,

Okul öncesi eğitim neden önemli?

Eğitim Uzmanı Özcan Mercan, “Çocuğun erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler” dedi.

Mercan Koleji Yönetim kurulu Başkanı Özcan Mercan, okul öncesi eğitimle ilgili son araştırmaları yorumladı.

Eğitim Uzmanı Özcan Mercan, yaptığı açıklamada, “Bloom’un yaptığı araştırmalara göre 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişmelerin yüzde 50’si dört yaşına, yüzde 30’u dört yaşından sekiz yaşına kadar, yüzde 20’si ise sekiz yaşından on yedi yaşına kadar oluşmaktadır. Tüm bu veriler okul öncesi eğitimin etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Zihinsel gelişimin yüzde 50’si ilerleyen yıllarda yüzde 30 ve sonra yüzde 20’si yadsınamayacak kadar önemli bir değerdir ve zihinsel gelişim bireyin okul başarısıyla doğrudan alakalı olduğu için okul öncesi dönemin okul başarısı ile ilişkisi ve tabi bu dönemde verilecek eğitimin de önemi ve etkisi kolayca anlaşılmaktadır” ifadelerini kullandı.

Mercan Koleji Yönetim kurulu Başkanı Özcan Mercan,

Mercan Koleji Yönetim kurulu Başkanı Özcan Mercan, okul öncesi eğitimle ilgili son araştırmaları yorumladı.

TEMEL BECERİLERİ KAZANIR

Okul öncesi eğitimin çocuklara ilköğretime başlamadan önce okulun kendisinden beklentilerine yönelik deneyimleri kazanmasını sağladığına dikkat çeken Mercan, “ Yani okul öncesi eğitim alarak ilköğretime başlayan çocuk öncelikle sosyal bir ortama gireceği için sahip olması gereken, kurallara uyma, kendini tanıma ve tanıtma, duygu ve düşüncelerini uygun bir dille ifade etme, karşıdakini dinleme ve anlama, arkadaşlık kurma gibi sosyal becerileri kazanmış olarak gelir. Ayrıca okuma-yazmaya başlaması için gereken temel kas becerileri, kalem tutma, çizgiler çizme, boyama, kesme-yapıştırma, dinlediğini anlama gibi okuma-yazmaya hazırlık becerilerini kazandırmaya yönelik etkinlikler de okul öncesi eğitim kurumunda çocuğa sunulmuştur. Kısacası okul öncesi eğitimden geçerek ilköğretime başlayan çocuk duyuşsal, bilişsel ve psiko-motor alanlarda kendisinden beklenen temel becerileri kazanmış olarak gelir” şeklinde konuştu.

BEYİN OKUL ÖNCESİ DÖNEM BOYUNCA HIZLI GELİŞİR

Çocukların keşfetmek ve öğrenmek için doğal bir eğilimleri olduğuna parmak basan Mercan, “Öğrenme çok erken yaşlarda başlar ve hayat boyu devam eder. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren, daha okula başlamadan çok önce öğrenmek ve keşfetmek için büyük bir heves duyarlar. Aktif bir şekilde çevrelerini keşfederler, iletişim kurmayı öğrenirler ve çevrelerinde gördükleri şeylere dair fikirler oluşturmaya başlarlar.Okul öncesi dönem beyin gelişiminin ve sinaptik bağlantıların kurulma oranının en yoğun ve hızlı yaşandığı dönemdir. Beyin gelişimi çocuğun bilişsel, dil, sosyal-duygusal ve motor gelişimi için güçlü bir zemin oluşturur. Bu nedenle çocuklar özellikle okul öncesi dönem olarak adlandırdığımız yaşamın ilk altı yılında çok hızlı büyürler ve dil, bilişsel, sosyal-duygusal ve motor gelişim alanlarında şaşırtıcı bir hızla yetkinleşirler. Böylece çocuğun kendi potansiyelini gerçekleştirmesinin ve toplumun üretken bir bireyi olabilmesinin yolu açılmış olur. Beyin okul öncesi dönem boyunca hızlı geliştiği için bu dönem, beynin çevresel etkilere en açık olduğu dönemdir. Bu kapsamda çevre, çocuğun gelişimini ve öğrenme motivasyonunu derinden etkiler. Çocuğun ne kadar keşfedebileceği, neler öğrenebileceği ve hangi hızla öğrenebileceği çocuğun çevresinin ne kadar destekleyici olduğuyla ve çocuğa ne gibi olanaklar sunulduğuyla yakından ilişkilidir” dedi.

YENİ ÖĞRENME FIRSATLARI SUNULMALI

Mercan, daha sonra şunları belirtti: “Çocuğun sağlıklı bir beyin gelişimine sahip olabilmesi için okul öncesi dönem boyunca sağlıklı beslenmesi, zengin uyarıcı bir çevre içinde bulunması ve çocuğa yeni öğrenme fırsatlarının sunulması gerekmektedir. Çevre, uyaranlar bakımından ne kadar zengin olursa çocuk o kadar hızlı gelişir ve öğrenir. Ancak çocuğun ilk yıllarını uyaranların yetersiz olduğu, duygusal ve fiziksel desteğin yeterince sunulmadığı ve yeni öğrenme fırsatlarının yaratılmadığı bir çevrede geçirmesi çocuğun beyin gelişimini olumsuz etkiler. Bu durum ise çocuğun dil, bilişsel, sosyal-duygusal ve motor gelişim alanlarında gecikmeler görülmesine, ayrıca davranış problemleri sergilemesine yol açar. Erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler. Okul öncesi dönemde olumlu deneyimler yaşayan çocuk okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair olumlu tutumlar geliştirir. Çocuğun erken yaşta olumsuz deneyimler yaşaması ise onun tüm eğitim yaşamını etkileyecek problemler yaşamasına neden olabilir. Okul öncesi çağda olumsuz deneyimleri olan çocuğun öz-değerinin düşük olduğu, okulda ve okul sonrası yaşamda düşük başarı gösterdiği ve daha fazla davranış problemi sergilediği bilinmektedir. Çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi, gelişebilmesi ve öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirebilmesi için nitelikli bilişsel uyarıcıların, zengin dil etkileşimlerinin, olumlu sosyal-duygusal deneyimlerin çocuğa sunulduğu ve çocuğun bağımsızlığının desteklendiği bir çevrenin oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu ise ancak sağlıklı bir aile ortamı ve nitelikli bir okul öncesi eğitimi ile mümkündür.”

,

‘Ekran saati’ni fazla büyütmeyin!

Ebeveynlerin, çocukları ve tablet ekranı söz konusu olduğunda yaşadıkları endişeyi, “çok da büyütmemesi” gerektiği açıklandı.

İngiltere’de ilk kez yapılan bir rehberlik çalışmasına katılan pediatristler, “ekranlı” aktivitelerin tek başlarına zararlı olduğuna dair çok az delil olduğunu savundu.

Uzmanlar, cihaz kullanımının, sağlıklı bir bünye için gerekli olan, örneğin, uyku, egzersiz ve aile ile birliklte geçirilen zamanın yerine geçmemesi gerektiğini belirtiyor.

Bu alandaki ilk rehberlik çalışmasında, çocuklara bir “ekran zamanı” sınırı koymaktan kaçınılması da öneriliyor. Ve fakat uykudan önceki son bir saatte kullanımın sonlanması tavsiye ediliyor.

‘Bir şeyler keşfetmek için müthiş bir araç’

Kraliyet Üniversitesi Pediatri ve Çocuk Sağlığı Bölümü’nden (The Royal College of Paediatrics and Child Health) uzmanlar tarafından yapılan ve 18 yaşın altındaki genç ve çocukları kapsayan çalışmada, ekran başında geçirilen sürenin sağlık için zararlı olduğuna ilişkin somut bir delil bulunmadığı savunuldu.

Üniversite, yoğun ekran kullanımı ile obezite ve depresyon arasında bağlantı olsa da, bu bağlantının nedensel olup olmadığının açık olmadığını da açıkladı.

Pediatristler ekran limiti koymadıkları rehberlik çalışmasında ailelere, aşağıdaki soruların yanıtları üzerinden karar almalarını önerdi:

*Çocuklarınızın ekran başında geçirdiği süreyi takip edebiliyor musunuz?

*Ekran başında geçirilen süre, sizin aile olarak yapacaklarınızı engelliyor mu?

*Ekran başında geçirilen süre, uyku düzenlerini etkiliyor mu?

*Ekran saati sırasında abur cubur ile beslenme kontrolünüz altında mı?

Rehberlik çalışmasına katılan uzmanlardan Doktor Max Davie, bilgisayar ve tabletlerin “dünyayı keşfetmek konusunda müthiş bir araç” olduğu görüşünü savunuyor ve devam ediyor:

“Aileler bu cihazlarda ‘tanımlanamaz bir sıkıntı’ olduğuna inandırıldılar. Eğer bu sorulara yanıt verdikten sonra bir problem olduğunu düşünmüyorsanız, hayatınıza devam edin ve endişelenmeyi bırakın.

“Ama eğer bazı problemler varsa ve bir takım sıkıntılar yaşıyorsanız, ekran başında geçirilen süre bu sıkıntılara katkı veren bir etkene dönüşebilir.”

Üniversite rehberlik çalışmasıyla ailelere, ekran saati ayarları konusunda çocukları ile anlaşma yoluna gitmelerini tavsiye ediyor.

Çocuklar ve daha küçük yaştakiler için ise ebeveynlerin neler izlenebileceği ve ne kadar izlenebileceği konusunda karar verici olması öneriliyor.

Yaş ilerledikçe ise çocuklara kademe kademe özgürlük alanları bırakılması tavsiye ediliyor.

Ailelere öneriler

Üniversitenin hazırladığı rehberde ailelere yönelik öneriler de yer alıyor:

*Yemek zamanları serbest ekran saati için ideal olabilir.

*Eğer çocuğun ekran saatini abarttığı düşünülüyorsa, ebeveyn devreye girebilir.

*Ebevenler, kendi ekranları başında geçirdikleri süreyi kontrol altında tutabiliyorlar mı, sorusunu yanıtlamalılar. 

*Küçük yaştaki çocuklar, yüz yüze iletişim kurmalılar. Ekranlar bunun yerini almıyor olmalı.

Bu çalılşmayla eş zamanlı olarak yapılan bir başka araştırma, sosyal medya kullanımı kaynaklı olarak 14 yaşındaki kızların, erkeklere oranla, iki kat fazla oranda depresyon belirtileri gösterdiğini açıkladı.

Araştırma, Londra’daki University College tarafından, 11 bin gencin katılımıyla yapıldı. Katılımcılar, sosyal medya kullanımları, sanal taciz, uyku düzeni, kendine güven üzerine soruları yanıtladı.